Featured Slider

Tavada Pratik Sıkma Tarifi





Senelerdir aklımın ucundan geçmeyen sıkmayı geçen sabah aşererek uyandım. Hamileliğim boyunca canımın çektiği şeyler hep meyveler olmuştu ama bu sefer canım daha önce anne evindeyken birlikte yaptığımız sıkmayı çekti. E annem de yok şimdi yanımda nazım geçse de yapsa... :) İş başa düştü tabi, sıkmayı yapmaya başladım.
Yapmışken sizinle de paylaşayım dedim, çünkü her zaman yaptığımız tariflerden değil. :)
Ben peynirli tarifi yazıyorum dilerseniz patatesli de yapabilirsiniz.

Malzemelerimizi kontrol edelim önce;

Hamuru İçin;

1 su bardağı ılık su
1 su bardağı ılık süt
1/2 çay bardağı sıvı yağ
1 paket yaş maya
1 tatlı kaşığı şeker
1 buçuk tatlı kaşığı tuz
Aldığı kadar un

İç Malzemesi İçin;

1 orta boy kuru soğan
1 küp beyaz peynir (dilerseniz çökelek veya lor peyniri kullanabilirsiniz)
Pul biber (baharatları yarımşar tatlı kaşığı kadar koyabilirsiniz)
Karabiber
Maydanoz
Yarım çay bardağı sıvı yağ

ve tereyağı veya margarin, sıkma piştikten sonra yağlamak için

Yapılışı ise şöyle;

Önce geniş çukur bir kapta hamur malzemelerini un hariç karıştırıyoruz. Malzemeler birbirine karıştıktan sonra unu yavaş yavaş eklemeye başlıyoruz. Hamur karışımı önce elinize yapışacak ama un miktarı arttıkça kıvam almaya başlayacak ve elinize yapışmayacak hale gelecek. Hamuru homojen şekilde iyice yoğurun.

Hamurunuz elinize yapışmayacak kulak memesi kıvamına geldiğinde yoğurduğunuz hamuru mayalanması için üzerini nemli bir bezle kapatarak yaklaşık bir saat bekleyin. Bu sırada iç malzemelerini hazırlayabilirsiniz.

İç malzemelerini hazırlarken,

Soğanı ince ince doğrayıp sıvı yağda kavurduktan sonra çukur bir kaba alıp peynir ve baharatlarla karıştırıyoruz. Maydanozları ekliyoruz ve karıştırıyoruz.

Hamurumuz mayalandıktan sonra,

Hamurumuzu orta boy soğan büyüklüğünde yuvarlak bezelere ayırıp bir borcama veya tepsiye altını hafif unlayarak ayırıyoruz, bezelerimizin de üzerini kurumaması için örtüyoruz.



Daha sonra bezelerden birer birer almaya başlıyoruz. Önce bezemizi elimizle tezgahta yaymaya başlayıp sonrasında (tava veya sac üzerinde yapacaksanız istediğiniz büyüklükte) yuvarlak şekil verecek şekilde açıyoruz.

Açtığımız hamurun yağladığımız -tavada veya sacda- iki tarafını da pişiriyoruz ama çok fazla pişirmemeye dikkat edelim ki çıtır çıtır olmasın, yoksa sıkmamızı saramayız. Azıcık renginin değişmesi yeterli olacaktır.

Sıkma hamurumuz piştikten hemen sonra tereyağı/ margarin ile yağlayıp içine malzememizi koyup sarıyoruz ve üzerini hem soğumaması hem de kurumaması için kapatıyoruz.

Sonrasında hamuru açma ve pişirip sarma işlemlerini tekrarlıyoruz.

Tabi ki siz hamurları açtıktan sonra yanınızda pişirip sıkmaları saracak birisi olunca süreç daha da kolaylaşıyor. Eşinizden veya evde yardım edebilecek kim varsa yardım isterseniz harika olur, ben öyle yaptım. :)

Sıkma severlere şimdiden afiyet olsun.

Sevgiler...
















Doğum Çantamda Neler Var- Bebek Çantası




Bebeğimin hastane çantasını kendi çantamdan önce yapmaya başlamıştım.  Kendi kendime ‘Şimdi bebek doğumhaneden çıktıııı, ne lazım oluuur?’ diye konuşa konuşa bir gözümde canlandırdım. Ne giyer, ne lazım olur, kıyafetiydi beziydi, odanın süslemesiydi bir sürü şey geçti tabi ki aklımdan.

E hal böyle olunca elime not kağıdımı alıp yazmaya başladım. Kendi hastane çantam neyse de bebeğin çantasında bir şey eksik olmasın diye geçiyordu aklımdan. E anne olacağım ya, giymedim giydirdim diyeceğim artık :)) 

Hastane Çantama Bebek İçin Neler Koydum

* Üç takım kıyafet. Bunların içinde;

3 zıbın, 3 üst, 3 alt, 3 çorap, 3 eldiven, 3 şapka, birkaç önlük var. Ben Haziran ayında doğum yapacağım için bebek terler diye fazladan birkaç zıbın ve çorap ekledim.

* Üç- dört tane ağız bezi

* İki tane omuz bezi (Kusmuk bezi de deniyor)

* Bebeğin beline bağlanan bezlerden iki tane

* Yeni doğan bezi (Benim tercihim Prima oldu.) On iki tane koydum ben, üç gün kalsak en fazla dörder kez değiştirsek diye hesap ederek J 

* Islak mendil, ben Dalin marka tercih ettim. ( Alkolsüz, parabensiz, ph 5.5 olanlardan) (Islak pamuk da kullanabilirsiniz tercihe göre)

* Alt değiştirme bezi

* İki tane mevsimlik battaniye (İnce müslin battaniye ve penye battaniye tercih ettim)

* Bir ince penye yelek

* Hastanede veriliyor ama dilerseniz nevresim takımı

* Pişik kremi (Ben henüz alıp çantama koymasam da marka olarak Sudocrem tercih edeceğim)

* Kirli torbası

* Bir küçük biberon

* Emzirme yastığı

* Tercih ederseniz ne olur ne olmaz diye bir küçük kavanoz mama 

Ben Wee markanın küçük cam biberonunu tercih ettim. (Bunu arkadaşımın eşi, belki sütün hemen gelmez, doktor bebek sarılık olmasın diye biberonla mama vermeyi tavsiye ediyor dediği için ekledim. Aslında içimden hiç mama vermek gelmiyor, umarım sütüm hemen gelir ve bebeğim hemen emer.)




Bir de unutmadan söyleyeyim, bebeğimin takımlarını içlerinin görünmesi açısından buzdolabı poşetlerine tek tek ayırdım ki kıyafetleri hemşirelere verecek olan talihlimiz heyecandan tüm takımları birbirine karıştırmasın... :) 

Fotoğraflarını da merak ederseniz diye ekledim. 









Hastane Odasını Süslemek İçin İse;

Aslında hastane odasını çok abartılı bir şekilde süslemeyi tercih etmiyorum. Ne tamamen süssüz olsun istiyorum, ne de çok abartılı olacak şekilde -giydirilmiş bardaklı, yatak başlığını değiştirmeli, tüm odayı rengarenk yapmalı- süslemeyi istiyorum.

Hiç süslemezsem ileride yaa süslesemiydim acaba derim, çok abartırsam da ne gerek varmış diye kendime gülerim diye düşünüyorum. Genel olarak çok abartıyı sevmeyen bir insanım zaten. İkisinin arasını bulacağım artık…

‘Beşiğe kurdeleli lastikli tüllerden takarım, kendi yatağımın ucuna sadece kurdele yeterli, yatak yanına birkaç balon, birkaç hoş geldin bebeğim yazılı küçük flama ve fotoğrafta gördüğünüz sepetlerin birine ağız tatlandırmalık ikramlık bir şeyler, diğerine de doğum hatıralığı, işte bu!’ diye düşünüyorum. İçecek bir şeyler ikram etmek içinse sert plastik bardaklardan almayı düşünüyorum. 

Henüz çantama süs malzemelerini eklemedim, önce bir pazar araştırması yapmam lazım. J
Süsleme olayına çok girmesem de aklımdan geçenler dahilinde neler kullanacağımı yazayım, size de fikir olsun;

* Kapı süsü (fotoğrafta gördüğünüz hoş geldin bebeğim yazısı)
* Balonlar
* Flamalar
* Bebek ve anne yatağı kurdelesi ve tülü
* Ponponlar
* Fotoğraf çekilirken kullanmak için konuşma balonları
* İkramlıkları koymak için sepet
* Hediyelik magnet vb. koymak için sepet
* Plastik bardak- çatal – kaşık

Ben abartmıyorum desem de bir sürü malzeme  yazdım buraya, organizasyon işine girenlere gerçekten sabırlar diliyorum buradan. Herkesin tercihine de saygı duyuyorum tabi ki. Yeter ki anneler ve babalar o özel günde hayallerindeki gibi gülsünler, huzurlu olsunlar, bebeklerine sağlıklıca kavuşsunlar.

Bebek hatıralığı / doğum hediyesi olarak da aklımdan -magnet dışında insanların kullanabileceği bir şeylere faydalı olması, evin bir köşesinde atıl durmaması açısından- tohumlu kalemler geçiyor. Ama henüz karar verebilmiş değiliz eşimle. 

Karar verebildiğimiz zaman sizler için bir ekleme yaparım artık yazıya... 

Yazdıklarım dışında,

peki hastane çantama hem anne hem baba için neler koymalıyım sorusunun cevabına ise bu linke tıklayarak ulaşabilirsiniz.  

Tüm annelere kolay ve güzel doğumlar dilerim. 

Sevgiler...













Doğum Çantamda Neler Var – Anne & Baba Çantası





Otuz ikinci haftama girmemle beraber doğum çantası hazırlıklarımı neredeyse bitirdim. Ne olur ne olmaz çok fazla eksiğim kalmadı zaten diyerek sizlerle çantamdakileri paylaşmaya karar verdim. Aslında yirmi sekizinci haftamda yavaş yavaş aklımda alınacakları oluşturmaya başlamıştım. Birkaç gün sonra, belki acil bir durum olur bebeğin aniden alınması gerekir diye kafamdakileri bir kağıda liste halinde yazmaya başladım. Aslında doktorum her şeyin normal seyrinde gittiğini söylüyor ama insanın aklına bir sürü şey geliyor. E bir de ilk bebeğimiz, iyi kötü her şeyi ilk kez deneyimleyeceğiz sonuçta…

Öncelikle kendim için, bebeğim için ve babamız için diye üç ayrı liste yaptım. Ve hem internette araştırdıklarımı hem de anneme ve arkadaşlarıma danıştıkça söylenenleri not ettim.

Kendim ve eşim için hazırladığım doğum çantasını bu yazımda ayrıntılarıyla paylaşayım, bebeğimin çantasını da sizlerle paylaşmak için ayrı bir yazı yazayım diyorum, ki çok karışmasın.


Önce kendi spor çantamı doğum çantası yapmaya karar verdim, sonra baktım ki sığamıyorum Doğu’nun (eşimin) spor çantasını kullanmaya karar verdim. J Her şeyden önce çantaları yıkadım ve güneşte kuruttum tabi ki.


Doğum Çantasına Kendim İçin Neler Koydum

* Doktor ve muayene bilgilerimin olduğu dosya
* İkişer tane lohusa geceliği ve sabahlığı, bir pijama takımı ve sabahlığı
(Aslında bir- iki takım yeter diye düşünüyorum ama normal doğum planlasam da belki bir komplikasyon olur birkaç gün fazla kalmak zorunda kalırsak diye fazladan takım ekledim. Bir de doğum sonrası kanamamız olduğu için ve üstüme süt vs. damlar düşüncesiyle de koydum biraz da.)
* Lohusa tacı ve terliği
* İki tane emzirme sütyeni, bir tane kendinden sütyenli atlet
* Emzirme önlüğü
* Emzirme yastığı
* Dört tane yüksek belli gebe/ lohusa külotu
* Lohusa pedi veya Orkid’in Gece pedi (Henüz almış değilim çantamdaki eksikler arasında.)
* İki adet çorap (Kan kaybedeceğim için üşürüm diye düşündüm.)
* Deodorant ve parfüm
* Tarak
* Havlu (Farkında olmadan bebeğimin çantasına koymuşum J )
* Diş fırçası ve macunu
* Nemlendirici krem
* Yüz sabunu, isterseniz el sabunu da ekleyebilirsiniz yanına. ( Ben Dove’un sabunundan ok memnunum, uyandığımda hep Dove’la yıkıyorum yüzümü. Makyaj temizlemekte de başarılı.)
* Makyaj çantası (Çektiğimiz acıları fotoğraflarda belli etmemek ve azıcık düzgün çıkmak adına hafif bir makyaj lazım diye düşünüyorum.)
* Su şişesi
* Tiroit problemim olduğu için ilaç kutumu almadan edemedim
*  Eve dönüşte giyebileceğiniz rahat kıyafetler
* Göğüs pedi (Henüz benim çantamda da eksik)
* Plastik çatal- kaşık (Belki sizin belki de misafirleriniz için atıştırmalık bir şeyler yerken lazım olur diye.)
* Dilerseniz kuruyemiş gibi atıştırmalıklar da ekleyebilirsiniz



















Doğum Çantasına Babamız İçin Neler Koydum

* Üçer tane iç çamaşırı – çorap
* İki eşofman takımı
* Deodorant
* Diş fırçası
* Havlu
* Kahve- plastik bardak
* Fotoğraf makinesi ve şarj aleti
* Telefon ve şarj aletlerini unutmamalı tabi her ikimiz için de

Listeler sanki uzun mu olmuş ne J

Neyse, lohusa takımlarımın ikisini (mavili olanı ve kapri – dantelli kollu olanları) Ankara’dan Saman Pazarı’ndan aldım. Önü taşlı olan gecelik ve sabahlığı ise yaşadığım yer olan Denizli Bayramyeri’ndeki Fatoş Abla’dan aldım.

Lohusa terlik ve tacımı ise çarşı pazardan bir türlü içime sinen bir model bulamadığım için Instagram’da yaptığım yoğun araştırmalar sonucunda J@hamileelbise.aksesuarlari sayfasından sipariş ettim.




Her renkte her modelde lohusa tacı- terliği var sayfalarında, ben çok beğendim. Gerçekten ilgili davrandılar ve sipariş üzerinde gönlüme göre değişiklik yapmama da izin verdiler. Yalnız yoğunluktan dolayı siparişin gelmesi biraz uzadı, aklınızda olsun. Siz de oradan sipariş vermek isterseniz erken davranın.

Bebeğimin  doğum çantasında neler var, onu da farklı bir yazıda ayrıntılarıyla sizlerle paylaşmak istiyorum.

Umarım bu yazımla sizin de doğum çantası hazırlıklarınıza ortak olabilirim. Tüm anne ve anne adaylarına kolay doğumlar, sağlıklı ve uzun ömürlü bebekler diliyorum.

Sevgiler…

Çocuk Kitapları Önerilerim- Şarkı Söyleyemeyen Cırcır Böceği, Farideh Khalatbaree



Ormanda yaşamaya karar veren cırcır böceği sonunda istediğine kavuşmuştu. Bütün arzusu ay ve yıldızlar için şarkı söylemekti. Fakat işler hiç de umduğu gibi gitmemişti...

Cırcır böceğinin hayaller kurarak ormana gidişini ve orada karşılaştığı aksilikleri konu almış kitap. Aksilikler karşısında cırcır böceği bazen kızmış, bazen şaşırmış ama çıkış yolunu bir şekilde bulmuş. Çocuklara hayatta olumsuz durumlarla da karşılaşabileceğimizi ve bu durumlar karşısında neler yapabileceğimizi anlatan bir kitap olmuş. 

Aşağıda, yazı- resim oranını merak edenleriniz olabilir diye kitabın içerisinden birkaç sayfa da paylaştım. Kitaptaki çizimler güzel ve ilgi çekici. Umarım çocuğunuza keyifle okuyacağınız bir kitap olur... :) 






Kitap Önerilerim - Çocuk Neyi Neden Yapar - 1 , Adem Güneş



Günlük yaşamda ve öğrencilerimde karşılaştığım genel çocuk davranışlarının nedenlerini daha somut örneklerle anlamamı sağlayan bir kitap oldu benim için. Daha önce hem okulda hem diğer çocuk gelişimi kitaplarında okuduğum kitaplarda verilen tavsiyelere ve bilimsel bakış açılarına da destekçi oldu diyebilirim. Ve şükür ki çocukların farklı davranışları karşısında yanlış tepkiler sergilemediğimi anlamamı sağladı.

Adem Güneş Çocuk Neyi Neden Yapar - 1 kitabında gayet sade bir dille günlük yaşamda karşılaşabileceğiniz her türlü çocuk davranışına örnek vermiş, nedenlerini anlamamız için bize ışık tutmuş, bu davranışlar karşısında 'neler yapmalı- neler yapmamalıyız'lara değinmiş. Kitapta değinilen bu davranışlara utangaçlık, internet bağımlılığı, hırçınlık, gece uyanmalarını örnek gösterebilirim. 







Bunları yaparken hem kendisi vaka örnekleri vermiş hem de okurlarından gelen sorulara cevap vererek bahsettiği başlıkları somutlaştırmış. Anne olmaya az kala okuduğum faydalı kitapların arasındaydı. Okudukça insan kendini daha güvende hissediyor ister istemez... Sizlere de hamilelik döneminde ve tabi ki sonrasında okumanızı tavsiye ederim, zaten bir çırpıda bitiyor.

Kitabın içerisinden birkaç bölüm de fotoğraflarla paylaşmak istedim, çünkü ben kitapları almadan önce sadece kitap kapağını değil, içindekiler kısmından başlık ve bölümlerini de incelemeyi seviyorum.

Umarım okuduğum ve tavsiye ettiğim kitapların bana da sizlere de çocuk yetiştirmekte faydası olur, kolaylıklar dilerim... 





Muhabbet Kuşuma Nasıl Bakıyorum




Çocukluğumdan beri hayvanlara karşı hep bir zaafım vardı. Evde köpek beslemeyi çok istedim ama apartman dairesinde oturduğumuz için bu pek mümkün olmadı. Ayrıca köpeciğin sporu, yürüyüşü vesaire için günün birkaç saatini ayırmak da zor olacaktı, eve hapsetmek hiç olmazdı. Kedi sahiplenme fikrine de eşim apartman dairesinde yaşadığımız için bir türlü alışamadı. Ben de bari muhabbet kuşu alayım evde neşe olsun pet shoplarda sürünmesin yavrucaklar dedim.

Eşim İstanbul’a iş için gideceği bir zamanda evde bana arkadaş olması için Tuti’yi almaya karar verdi ve bizim sarı yakışıklıyı bir petshoptan aldık. Evlenmeden önce de birkaç defa muhabbet kuşu beslediğim için deneyimsiz değildim ve başladım beyefendiyi kendime alıştırmaya…

Eve Getirirken Nelere Dikkat Ettim?
Muhabbet kuşları çok hassas ve stresli hayvanlar. Her şeyden kolayca korkabiliyorlar. Ki çoğunlukla bize çabuk alışsın diye yavru kuş alıyoruz. Bu yüzden bebeği kapalı kutuya koydurmak istemedim. Mevsim kış olduğu için de kafese koymadık. Arabanın içinde avucumuzda eve getirdik. :)

Eve Getirdikten Sonra Nelere Dikkat Ettim?
Eve geldikten sonra ilk iş kuşu kafesine yavaşça koyup kafesinden bir süre uzaklaştım ve evde çok fazla gürültü yapmamaya çalıştım. Ya da başında çok dikilmedim. O beni uzaktan gözlemledi ben de onu…

Kafesinde yeterli miktarda ve ulaşabileceği yerde yem ve su olduğuna dikkat ettim. Yemlerini de iki farklı markadan aldım ve kapalı olmasına dikkat ettim. Kullandığım yem markaları ise Vitakraft ve Quick. Açık yemlerden almanızı tavsiye etmem çünkü son kullanım tarihleri belli olmuyor. İçerisinde tam olarak ne olduğundan da emin olamıyorsunuz.

 



Dikkat ettiğim en önemli şeylerden biri ise hava akımının çok cereyan ettiği koridor, pencere önü gibi yerlere kafesi koymamak oldu. Çünkü muhabbet kuşları cereyandan da çok çabuk etkileniyorlar hemen hastalanıp ölebiliyorlar.

Bebeğin yeterli miktarda yiyip içtiğine dikkat ettiğim gibi kakasının rengine ve kıvamına da dikkat ettim. Çünkü çok sıvı halde kaka yapmaları hasta olduklarının göstergesi olabiliyor.

Ben evde yokken sıkılmaması için de birkaç oyuncak aldım. Ama internette okuduğum yorumlarda kafesinde ayna olan kuşlar aynaya yapışıyor, sizinle ilgilenmiyor konuşmayı zor öğreniyor diyordu. O yüzden aynalı salıncak almaktan kaçındım. Normal salıncak ve zilli halkalardan aldım. 








Kafesini haftada en az bir gün temizlemeye dikkat ettim. Kafesi temizlerken kuşumu dışarı bıraktım ki onu rahatsız etmeden düzgünce bir temizlik olsun. Kullandığımız kafesin fotoğrafı ise aşağıda.


Her gün suyunu değiştirdim. Size uzun süre açıkta kalmış bir bardak su verildiğini düşünün, kuşunuza da aynı muameleyi yapmak istemezsiniz diye düşünüyorum.
Suyuna haftada birkaç gün muhabbet kuşları için özel olarak hazırlanmış multivitaminlerden ekleyebilirsiniz. Multivitaminleri alırken son kullanma tarihine ve hangi kuşlar için olduğuna dikkat etmenizi öneririm. Bir de kullanım talimatlarını mutlaka okuyun ki vitamini suya eklerken ölçüyü çok kaçırmayasınız.

Çok fazla güneşsiz ortamda ve çok uzun süre güneşte kalmamalarına dikkat ettim. Zaten ev ortamında bile yaşamaya alışkın olmayan yavrucakları perdeleri hep kapalı, havasız bir ortamda yetiştirmenizi tavsiye etmem. Geniş, güneş alan bir odada, hatta evde yaşamalarını tavsiye ederim. Yaz aylarında ara ara kafesini dışarıya alarak temiz hava ve güneş almaları çok iyi oluyor. Hem dışarıyı seyredip başka kuşlarla konuşmak onlara keyif veriyor hem de güneş ve temiz havanın nimetlerinden nasipleniyorlar.

Kuşumu Nasıl Yıkadım?

Muhabbet kuşları genellikle vücutlarının bazı bölümlerinde yer alan salgılardan ağızlarına alıp tüylerine tek tek kendileri dağıtarak ve taranarak kendilerini temizliyorlar. Ama benim gibi bunu yeterli görmezseniz havanın sıcak olduğu zamanlarda haftada birkaç kez, kışın ise ayda birkaç kez kuşunuzu yıkayabilirsiniz. Tabi kışın odanın yeteri kadar sıcak olduğundan emin olmalısınız.

Bazı kuşlar çukur bir kaba veya kuş banyoluğuna su koyduğunuzda hemen kendisi yıkanmaya başlıyor, sizin zahmet etmenize kuşunuzu da tedirgin etmenize gerek kalmıyor.

Gelin görün ki benim kuşum ne kadar uğraşsam da kendisi banyo yapmadı. O yüzden bir bebek şampuanı, ılık su ve kalın yumuşak bir havlu yardımıyla tüylerini okşar hareketlerle kendim köpürtüp durulayarak banyo yaptırdım. Sonrasında kuşu hemen kaloriferin üzerine koydum. Eğer mevsim yaz ise güneşe, cereyanın çok olmadığı bir yere kuşumu tüylerinin kuruması için bıraktım.

Bazıları saç kurutma makinesinin ılık ve düşük ses ayarında kuşlarına uzaktan tutarak tüylerini kurutuyor ama çok fazla hava akımı ve kuşun korkma sorunu aklıma takıldığı için ben bundan kaçınıyorum.

Bunlar dışında gün içinde de kuşumla mümkün olduğunca yarım saat- bir saat ilgilenmeye çalıştım. Hem konuşması için hem de akşama kadar çalıştığımız için sıkılmasını önlemek istedim.

Tuti’ye bakarken dikkat ettiklerimi sizler için ayrıntılı bir şekilde toparlamış oldum böylece. Aklınıza takılan sorular olursa tecrübelerim dahilinde cevaplamaya çalışırım. Sevgiler…







Kıvırcık Saçlarımı Nasıl Şekillendiriyorum, Kıvırcık Saç Nasıl Yapılır






Sabah uyandığımda tüm gece üstüne yatsam da fönlü gibi duran dümdüz saçlarla uyanmayı hep çok istemişimdir. Gelin görün ki saçlarımı yukarıya alarak uyusam bile sabaha elektriklenmiş, bukleleri bozulmuş saçlarla uyanabiliyorum. E hal böyle olunca çeşitli markalardan çeşitli saç ürünleri denedim tabii ergenliğimin başlangıcından beri.

Kıvırcık saçlarımı da çok seviyorum ama bi’ bere takınca buklelerin kafama yapışması olsun, toplayıp açınca kıvırcıkların şeklinin kayması olsun, sadece banyodan sonra tarama problemi olsun canımı sıkmıyor da değil zaman zaman…

Yine de doğallıktan yana olalım, bonus saçlarımızla barışalım bence. Daha fazla şikayet etmeden başa gelen çekilir diyerek banyodan- kurutmaya saçlarıma hangi işlemleri nasıl uyguladığımı anlatayım size. :)

Saçlarımı Pantene Nem Terapisi ile iki kez şampuanladıktan sonra yine Pantene’in Onarıcı Saç Maskesini çoğunlukla uçlara sürüp birkaç dakika bekliyorum. Bu sırada ben saçımı tepede toplayıp vücudumu lifliyorum. :) Daha sonra saçlarımı duruluyorum. İsterseniz saçlarınızı durulamadan önce kalın ve geniş uçlu bir tarakla açabilirsiniz. Saçlarınızı kremliyken açmak daha az yıpranmasını sağlar. Ben saçlarımı banyodan sonra açmayı tercih ediyorum. Çünkü zaten saçlarımı banyo sonrası durulanmayan krem sürüp tarıyorum.

     




Banyodan çıktıktan sonra saçlarımın suyunu hafif nemli kalacak şekilde alıyorum. Saçlarınızı havlu ile kurutmak yerine penye bir t-shirtle kurularsanız çok daha az elektriklenecektir. Havlu ile de kurutursanız yine bukle alacaktır tabi ki. Bu sadece az elektriklenmesi için bir taktik. :)

Benim saçlarımın uçları kuru olduğu için Pantene’in Argan Yağı’nı her duştan sonra olmasa da 3 4 duşta bir saç uçlarıma sürüyorum. Saçınızın kuruluğuna göre siz de sürme sıklığını ayarlayabilirsiniz. İsterseniz aktarlarda bulabileceğiniz doğal yağlardan da kullanabilirsiniz.
Ben bazen saçlarım çok yıprandığı dönemlerde Redist’in doğal keratin yağını kullanıyorum. Saçlarımın kuruluğunu alırken aynı zamanda parlaklık da veriyor. Redist’ten de çok memnunum. (Gittigidiyor’dan gayet uygun bir fiyata bulabilirsiniz.)

Daha sonra üç- dört ceviz kadar Pantene Belirgin Bukleler saç kremini saçımın her yerine sürüp geniş uçlu tarakla saçlarımı açıyorum.
                                                     
Taradıktan sonra saçlarımın arasından parmaklarımı geçirerek bir de parmaklarımla tarıyorum ki bukleler daha birleşik ve büyük olsun. Bu da tercih meselesi tabi.
Belirgin Bukleler kremi yerine Onarıcı Bakım kremini de kullanabilirsiniz ama onarıcı bakım kreminin elektriklenmeyen bukle yapma etkisi belirgin bukleler kremi kadar yok, tecrübeyle sabit.

Daha sonra saçlarımın her yerine eşit miktarda olacak şekilde saç köpüğümü sürüyorum. Tavsiye ettiğim ve hep kullandığım markalar arasında Schwarzkoph Taft, Loreal Paris Studio Silk& Gloss ve Fonex saç köpüğü var. Alışveriş yaparken birini bulamazsam diğerini içim rahat bir şekilde alıyorum. İçlerinde en memnun kaldığım Loreal Paris’in köpüğü ama fiyat olarak fazla derseniz diğer iki köpük daha uygun ve aynı etkiyi gösteriyor diyebilirim. Ayrıca bu köpükler saç jölesi gibi saçları sertleştirmiyor. 

  
 



Saç köpüğünü de saçlarıma sürdükten sonra saçlarımı, başımı öne doğru eğerek kurutuyorum. Kurutma işlemini vigo ile yaparsanız çok daha düzgün ve elektriklenmeyen bukleleriniz olur. Vigo olmadan da saçlarınız kurur ama küçük başlıkla kıvırcık saçlar elektriklenip kabarmaya çok müsait oluyor maalesef.

Saçlarınızı kuruturken de dikkat edeceğiniz bir başka şey ise saçlarınızı çok sıcak ayarda kurutmamak ve saçınızın tamamen kurumaması için hafif nemli bırakmak. Kış ayları için aynı şeyi söyleyemeyeceğim ama en azından yazın hafif nemli kalan kıvırcıklar çok daha şekilli oluyor.

Benim kullandığım saç kurutma makinesi ise Philips’in Thermo Protect 2200w makinesi. Vigosunun uç kısımları silikon gibi olduğu için saç derime masaj yaparak kurutuyor. Sert uçlu vigolar gibi saç derisini acıtmıyor. Yaklaşık iki senedir kullanıyorum sıcaklık ayarlarından da çok memnunum.
                                     

İşte beni banyodan sonra bi’ yarım saat uğraştıran ama sonunda dizginleyebildiğim kıvırcık saçlarıma  uyguladığım saç bakım rutinim bu şekilde. Umarım dalgalı veya kıvırcık saçlı olan arkadaşlarıma yardımım dokunur, saçları benim zamanında yaptığım gibi deneme tahtasına dönmez. :( :)

Sizin kıvırcık ve kolay yıpranan saçlarınıza uyguladığınız bakım ürünleri varsa onları da öğrenmek isterim. Sonuçta her ürün birer deneyim… :) Görüşmek üzere!


Tost Makinesinde Pratik Waffle Tarifi







Tatlı krizlerimde ilk aklıma gelen tatlıdır waffle. Dışarıya çıkıp yemek istemediğim zamanlarda evde de kolayca yapabiliyorum. Yeter ki evde Nutella ve sevdiğim meyvelerden olsun. Hamuru dışarıda yediğim wafflelardan daha yumuşak ve güzel oluyor hatta. Waffleı misafirlerinize hem kahvaltıda hem de diğer öğünlerde tatlı olarak da ikram edebilirsiniz. Ayrıca bu tarifi tost makinesinde yapmak istemezseniz küçük bir tavayı her hamur döküşünüzde yağlayarak da yapabilirsiniz.

Malzemeler şöyle;

- 1 paket vanilin
- 1 su bardağı süt
- 1 yumurta
- ½ çay bardağı şeker
- ½ çay bardağı çiçek veya fındık yağı
- 1 çay kaşığı kabartma tozu
- 1-2 çay kaşığı tarçın
- Un ( karışım sıvı kek hamuru şeklinde olacak kadar)

Şeker ve yumurtayı çukur bir kapta beyazlayana kadar çırpın. Üzerine vanilin, süt, yağ ve kabartma tozunu ekleyin. Karışımı homojen olana kadar tekrar çırpın. Daha sonra karışıma unu azar azar ekleyerek çırpmaya devam edin.

Karışımın, kek karışımından daha akışkan bir kıvamda olması gerekiyor.
Tost makinesini ısıttıktan sonra karışımı dökeceğiniz kısmı yağlayın ve bir kepçe kadar karışımı yayarak dökün. Tost makinesini kapatın ve hamur hafif sertleşene kadar çevirmeyin. Biraz kabarıp kıvam aldıktan sonra hamuru çevirin ve diğer tarafı da pişirin.

Elinizdeki karışım bitene kadar tost makinesini yağlayıp hamurdan birer kepçe pişirmeye devam edin.

Piştikten sonra hamurunuz sıcakken üzerini dilediğiniz kadar çikolata ve meyveyle süsleyebilirsiniz. Ben waffleımı Nutella, hindistan cevizi, muz ve çilekle donatmayı seviyorum. Nutella dışında Nestle, Torku gibi çikolataları dakullanabilirsiniz tabi ki. Waffleınızın üzerini isterseniz bonibonlarla, çakıl taşı çikolatalarla, hazır pasta süsleriyle de süsleyebilirsiniz. 

Afiyet olsun… J

Saklama Rehberi

                                          

Besinlerin kullanım ömrünü nasıl uzatabileceğinizi biliyor musunuz? Peki ya onları ne kadar uzun bir süre boyunca saklayabileceğinizi? Eğer siz de benim gibiyseniz, birkaç temel gıda dışındaki hiçbir besin için net bir fikriniz olmadığına eminim. En basitinden, sizce elma ne kadar bir süre saklanabilir? Lezzetini, sertliğini ve tazeliğini yitirmemesi için ne yapmak gerekir? Oturup her besin maddesi için internette araştırma yapmanıza gerek yok: http://saklamarehberi.com, tüm bu bilgilere tek bir kaynaktan ulaşmanızı sağlıyor.

Türkiye’nin ilk ve en büyük derin dondurucu üreticisi olan Uğur Soğutma tarafından hazırlanan (ve tamamen ücretsiz şekilde kullanılabilen) sitede; hamur işleri, süt ürünleri, meyveler, sebzeler ve et ürünleri ile ilgili merak ettiğiniz her bilgi yer alıyor. İlk olarak, tüm bu besinlerin ideal kullanım sürelerinin ne olduğunu, daha sonra da bu kullanım süresini nasıl uzatabileceğinizi öğreniyorsunuz. Tahmin edebileceğiniz gibi, derin dondurucu kullanmak tüm gıda maddelerin daha uzun süre dayanmasını sağlıyor. Ancak, örneğin karidesi derin dondurucuda saklayabilir misiniz? Peki ya yazın aldığınız, lezzetli ve sulu bir karpuzu derin dondurucuya koyup, kışın yiyebilir misiniz? Tüm bu soruların ve çok daha fazlasının cevaplarını Saklama Rehberi web sitesinde kolayca bulabiliyorsunuz. Hepsi bu kadar değil: Sitenin “Alternatif Bilgiler” bölümünde, evde kolayca hazırlayabileceğiniz birbirinden lezzetli tarifler yer alıyor. Evde nasıl mocha yapabileceğimi, meyvelerin kararmasını nasıl önleyebileceğimi, hatta unsuz kekin nasıl yapılacağını bile öğrendim. Laf aramızda, kot pantolonların derin dondurucuda temizlenebileceğinin de haberdar oldum! (Kotu fırçaladıktan sonra bir poşete koyup derin dondurucuda 1 gün boyunca bekletiyorsunuz.  Şaşırtıcı, değil mi?)

Türkiye’nin ilk gıda saklama rehberi olan http://saklamarehberi.com, beni şaşırtacak ölçüde bir içeriğe sahip ve her birini okumaktan büyük keyif aldım. Eğer sizin de bir derin dondurucunuz varsa, bu siteyi muhakkak ziyaret etmelisiniz. Derin dondurucunuz yoksa bile gıdaları nasıl daha sağlıklı tüketebileceğinizi, ne kadar uzun bir süre boyunca saklayabileceğinizi ve basit, pratik, lezzetli tarifler ile ipuçlarını Saklama Rehberi web sitesinden öğrenebilirsiniz.
Bir boomads advertorial içeriğidir.

Ev Yapımı Dondurma Tarifi



Artık yediğimiz içtiğimiz çok az şeyde koruyucu, renklendirici ve benzeri katkı maddesi olmadığı için son zamanlarda doğal beslenmeye karşı eğilimin arttığını gözlemledim. Sebzenin meyvenin tazesini pazardan alalım, tavuğumuzu çiftlikte koşturanlardan seçelim, her şey organik olsun diye fazla fazla uğraşır, güzelim ülkede yemek için gereksiz paralar öder olduk.

Özellikle de çocuk sahibi olduktan sonra aileler doğal beslenmeye daha çok dikkat ediyor. Öyle olması da gerekiyor bence. Ha’di sebzeyi meyveyi anne babalar kendisi seçiyor ama dışarıda satılan paketli gıdaları ne yapacağız… Çocuk bu gördü mü anlamıyor organik morganik… Canım çekti, onda var neden bende yok ben de istiyorum, diye bi’ başladı mı susturabilene aşk olsun! :)
İşte bu yüzden annelerin içini rahatlatacak ev yapımı katkısız dondurma tarifini sizlerle paylaşmak istedim ki en azından dondurma kısmını doğal yollarla halledelim. Hem yaz sıcaklarında size de iyi gelir. :)

Malzemeleri kontrol edelim;

- 2 lt. tam yağlı süt
- 1 buçuk yemek kaşığı saf salep tozu
- Arzuya göre 2- 3  su bardağı toz şeker
- 1 paket vanilya

Yapılışı ise şöyle;

- İki yemek kaşığı toz şeker, salep ve vanilyayı çukur bir kapta karıştırın. Üzerine bir bardak süt dökerek bunları sütte eritin.
- Geriye kalan sütü de derince bir tencereye alarak kaynatın. Süt kaynadıktan sonra süte toz şekerin hepsini ilave edin.
- İlk başta küçük kapta hazırladığınız karışımı tenceredeki süte azar azar ilave edin ve sütü kepçenizle yukarıya doğru uzata uzata karıştırmaya 30- 40 dakika devam edin.
- Süt yeterince kaynadıktan sonra ocağın altını kapatın ve soğuması için ocakta sütün yerini değiştirin. Daha sonra 3- 5 dk. aralıklarla sütü soğuyana kadar karıştırmaya devam edin.
- Sütünüz soğuduktan sonra sütü uygun bir kaba alıp buzdolabının dondurucu gözüne koyun.
- Birkaç saat aralıklarla dolaptan çıkararak, sütünüzü karıştıramayacağınız kıvama gelene kadar çırpın ve tekrar buzdolabına koyun.
- Dondurma karışımınız iyice katılaştığında dondurmanız hazır hale gelmiş olacaktır.

Umarım ailenizle bu doğal dondurmanın tadını neşe ile doya doya çıkartırsınız. Şimdiden afiyet olsun… :)


Kullanım Kolaylığı ve Estetik Bir Arada

Derin dondurucuların faydalarını anlatarak zamanınızı almayacağım, uzun süreli gıda depolama için başka bir seçeneğin olmadığını zaten biliyorsunuzdur. Henüz bilmiyorsanız da, bu yılki Kurban Bayramı’nda öğreneceksiniz zira etleriniz buzdolabı içerisinde en fazla bir hafta dayanacak! Yani ister et, isterse de diğer gıdalar için uzun süreli depolama yapmak istiyorsanız, bir derin dondurucu kullanmanız gerekiyor. Bu bakımdan iki seçeneğiniz var: yatay ve dikey derin dondurucu modelleri. Yatay olanlar bir sandığı andırıyor ve kapakları üst kısımda yer alıyor. Dikey olanlar ise aynı bir buzdolabı gibi: Kapakları ön kısımlarında bulunuyor ve (isminden de tahmin edebileceğiniz gibi) dik şekilde kullanılıyorlar. Ben, tercihimi dikey derin dondurucu modellerinden, hatta daha net söyleyecek olursak, UED 5170 DTK A++ modelinden yana kullandım.

                                                               

Neden derseniz, her şeyden önce Uğur Soğutma markası güven veriyor. 60 yılı aşkın bir süredir derin dondurucu üretiyorlar ve bu nedenle benzersiz bir uzmanlıkları bulunuyor. Unutmayın, bu cihazları on yıllar boyunca kullanmak için alıyorsunuz ve he sağlamlıkları, hem de servis ağlarının yaygınlığı önem taşıyor. Uğur Soğutma, her iki bakımdan da beklentilerimi fazlasıyla karşılıyor. Gelelim tasarıma: UED 5170 DTK A++, dikey bir derin dondurucu modeli. Ben bu tasarımı seviyorum zira kullanması daha pratik geliyor: Aynı bir buzdolabı gibi rahatça kullanabiliyor, hatta buzdolabının yanına koyarak uyumlu ve estetik bir görünüm elde edebiliyorsunuz (ben öyle yaptım, tavsiye ederim). 

UED 5170 DTK A++ yalnızca 46 kilo, yani kimseyi çağırmama gerek kalmadan bir köşeden diğerine kolayca taşıyabiliyorum. İç hacmi 170 litre, sadece benim değil, komşularımın gıdalarını bile depolamaya yetiyor! A ++ enerji sınıfında olduğu için, neredeyse hiç elektrik harcamıyor. En sevdiğim özelliği de, elektrik kesintilerinde bile içindekileri 15 saat boyunca korumaya devam edebilmesi oldu. Sık sık kesinti yaşanan bir yerde oturuyorsanız, emin olun bu özellik çok işinize yarayacak. Satın almak için https://satis.ugur.com.tr/item/ued-5170-dtk-a/100028 adresini kullanmanızı tavsiye ederim, peşin fiyatına 12 taksit yaptırarak kredi kartınızla alabiliyorsunuz. Geniş iç hacimli, dayanıklı, pratik ve uygun fiyatlı bir derin dondurucu arıyorsanız, UED 5170 DTK A++ modelini gönül rahatlığı ile tavsiye ediyorum.

                                     

Bir boomads advertorial içeriğidir.

Hızma Meselesi – Burun Piercingi Yaptırırken Nelere Dikkat Etmelisiniz?


On dokuz yirmi yaşlarımdan beri burnumu deldirmek istiyordum ama acıyacak diye bir türlü o piercingciye gitmeye cesaret edememiştim. Uzaktan uzaktan o ‘Burun Delinir’ yazısıyla bakışır, sonra şey yaparız yaa, diye yürümeye devam ederdim. Henüz evlenmemiş olmam da bir bahaneydi sanırım burnumu deldirmemi ertelemem için. Evlenmeden önce ‘Dur bi’ gelin olayım da sonra deldiririm, belki sonra fotoğraflarda görür görür pişman olurum.’ diye düşünüyordum. Evlendikten sonra da çarşıda o piercingcilerle bakışarak, bi’ cesaret içeri giriversem mi sonra çıkamam nasıl olsa, yok yaa acırsa, falan diye kendi kendime hesaplaşarak yürüdüğümü fark ettim.

Evlendim barklandım, bu istek hala geçmiyor… Hızmalı kızlara sapık gibi bakmaya devam ediyorum… :D En sonunda tamam dedim, bu burun deldirme işi içimde kalacağına o hızma burnumda kalsın! Olmadı çıkarırım delik kapanır! Burnumda izi kalsa da fondöten diye bi’şey icat etmişler sonuçta. Mikrop kapmasın diye de ya doktora giderim ya da eczaneden krem isterim… Kendi kendime hallediyorum aklımda her sorunu yani.

Neyse internetten araştırmaya başladım. Burun deldirmeden önce neler yapılmalı, deldirirken nereye deldirmeli, deldirirken acıyor mu, deldirdikten sonra nasıl bakım yapmalıyım vesaire sorularım tabi ki uzadıkça uzuyordu… Burnu delik olan arkadaşlarıma sormaya başladım. Nerede deldirdin, acıyor mu falan, gaz versinler diye bekliyordum aslında. :) Onlar da anladılar zaten. Yok yaa acımıyor pıt diye deliniyor bitiyor kaç senedir takıyorum ben falan diye gaz verdiler sağ olsunlar. Çok da faydalı oldu. Onlar ölmediyse ben de ölmem herhalde diyerek o gün deldirmeye karar verdim. Ama o gün yapmalıydım yoksa o gaz her an kaçabilirdi. :)

İş çıkışı koşarak eczaneye gittim, ben burnumu deldireceğim de bana lütfen krem verin burnum çabuk iyileşsin, dedim heyecanla. Sonra hemen burnumu deldirmeye gittim. Deldirmeden önce yerini kalemle belirledik, birkaç hızma denedik ve pıtt! Hızmama kavuştum! Bitti! Eve çocuk gibi sırıtarak gittiğimi hiç unutmayacağım sanırım. :)

Şimdi kendi hikayemi anlatacağım diye sizi daha fazla sıkmak istemiyorum. Öncelikle sizin de aklınızda aynı soruların olduğunu bildiğim için bunları tek tek deneyimlerime dayanarak cevaplamak istiyorum.



Burun deldirmeden önce neleri düşünmelisiniz?

Bi’ kere o hızma sizinle birlikte - büyük ihtimalle - ömür boyu kalacak. Kalmasa bile artık takmak istemediğinizde burnunuzda izi kalabilir. Bunları iyi düşünmeniz gerekiyor. Hızmanın modası geçiyor mu geçmiyor mu bence göreceli, ama modası geçti çıkarayım demeyeceğinizden emin olmalısınız.
Her kıyafetimle her tarzla uyumlu olur mu diye düşünüyorsanız bir ton renkte ve şekilde hızma var. Biri olmazsa biri mutlaka uyar…

Burnunuzu deldirmeye karar verdiniz, deldirmeden önce neler yapmanız gerekir?

Öncelikle daha önceden burnunu deldirmiş arkadaşlarınız varsa onlardan steril bir ortamda mikrop kapmadan ve acı çekmeden burun deldirmek adına tavsiyeler alabilirsiniz. Gittikleri yerlerden memnun olan da vardır olmayan da. Eğer memnun kalmadılarsa o yerlere gidip kendinizi kurban etmiş de olmazsınız hem.

Yok benim yakınlarımda hızmalı kimse yok diyorsanız internet üzerinden şehrinizdeki piercingcilerin sitelerini inceleyebilir, tavsiyelerini okuyabilir, daha önceden piercing yaptıranların fotoğraflarına bakabilirsiniz. Ayrıca müşterilerinin yorumlarını da okuyabilirsiniz. İnternetten yaptığınız araştırma mekan olarak karar vermenize yeterli olmadıysa tabi ki çarşıda bir turlayabilir, piercingcileri inceleyebilirsiniz.

Ayrıca gitmeden önce duşunuzu alın, karnınızı doyurun, suyunuzu için öyle gidin. Çünkü birkaç gün burnunuza su değmemesi mikrop kapmaması açısından iyi olur diyorlar. Karnınızı neden doyurmalısınız, çünkü korkudan – ki hiç gerek yok o kadarına - tansiyonunuz düşebilir falan aman dikkat... :) Bir de aman birkaç shot yapıp gideyim alkollü olursam acıyı anlamam bile falan deyip sakın içip gitmeyin çünkü alkol kanı sulandırıyormuş ve kanamanızın durmamasına neden olabilir. Veya mikrop kapmaya zemin hazırlayabilir.


Burnunuzu iğneyle mi tabancayla mı deldirmelisiniz?

Öncelikle piercingcilerin kullandığı steril iğnelerle deldirdiğiniz zaman deliğiniz tabancaya göre daha küçük ve düzgün oluyor diye okumuştum. Çünkü iğne tabancaya göre daha ince ve dokuları tabanca gibi bir anda parçalayarak burnunuzdan geçmiyor.

Bir de tabancanın delme küpesi bildiğiniz kulağınızı deldirdiğiniz küpeler gibi. Nereden biliyorsun derseniz ben iğneyle deldirme videolarını izleme gafletine düşüp iğneden korktum ve tabancayla deldirme cesareti gösterdim, buna cesaret diyorum çünkü bile bile risk aldım. Yoksa, iğneden korktum yani evet. :D Şükür hiçbir problemim olmadı.

Ama şöyle de bir şey var benim hızma takan arkadaşlarımın çoğu tabancayla deldirmiş ve hiçbirinin bir problemi olmamış. Herkesin cilt hassasiyeti ve bağışıklığı farklı tabi, tabancayla deldirip sorun yaşayan da mutlaka vardır. Aynı şekilde iğneyle de…

Deldirme esnasında nelere dikkat etmelisiniz?

Öncelikle deldirdiğiniz kişinin ellerini temizlediğinden emin olmalısınız. Daha sonra burnunuzu deleceği aletleri sterilize etmeli. Siz de piercingciye gitmeden önce yüzünüzü sabunla temizlemelisiniz.

Ayrıca piercingciler iğne ile deleceklerse uyuşturmak için sprey veya krem kullanıyorlarmış sizin acıyı hissetmemeniz için. Eğer burnunuzu delecek kişi, burnunuzu uyuşturucu krem falan kullanmadan delecekse belki krem falan yoktur belki de kullanmayı unutmuştur, bir hatırlatın derim. Sanmıyorum ama söylemeyince istemiyorsunuz diye de düşünebilir, işimizi garantiye alalım.

Daha sonra dikkat etmeniz gereken şey burnunuzun hangi noktasını deldirmek istediğinizdir. Genellikle güldüğünüzde burnunuzda oluşan çizgi ile kaşınızın başlama noktasının kesiştiği yerden delerler. Piercingci zaten delmeden önce kalemle deleceği yeri işaretleyip gösteriyor.
Ben işaretlediği yeri hemen deldirmeyip öncesinde yapıştırır gibi yaparak birkaç hızma denemiş, sonra burnumu deldirmiştim. Böylece deldirdikten sonra, ahh bu benim istediğim yer değildi ki şurası olsa daha güzel dururdu n’apıcam şimdi, demezsiniz.

Dikkat etmeniz gereken bir diğer şey ise deldirme sırasında asla başınızı oynatmamanız ve gözlerinizi çok fazla sıkmamanız. Tabi ki çok acımasa da – evet bir anlık azıcık bir acı, hiç acımıyor, iyi haber :) -  bir irkilme oluyor ancak kafanızı kaçar gibi hareket ettirmemeye çalışın.

Deldirme sonrasında ne yapmalısınız? Ne yapmamalısınız?

Ha’di hızmanız hayırlı olsun! :) Sonunda hızmanıza kavuştunuz. Ama belki de en önemli kısım aslında bundan sonrası.

Benim deldirdiğim tanıdık gümüşçü abla birkaç gün banyo yapmamamı söylemişti. Ben sabahtan duşumu alıp peelingimi yapıp burnumu deldirmeye öyle gitmiştim. Deldirdikten hemen sonra çocuklar gibi şen bir şekilde sırıtarak eczaneye gidip, ben burnumu deldirdim, mikrop kapmaması için antibiyotikli bir krem istiyorum, dedim ve Terramycin ile Bepantol aldım. Arkadaşlarımdan bazıları Fucidin diye bir krem kullanmışlar, onlarda da mikrop kapma veya şişlik gibi problemler olmamış. (Yalnız Terramycin’in bir de göz için olanı varmış, siz eczaneden deri için olanı isteyeceksiniz.)

Sonuç olarak önemli olan antibiyotikli bir kremi düzenli bir şekilde kullanmak. Ve tabi bir de piercingcinin burnunuzu deldiği hızmayı zırt pırt çıkarmaya, hızmayı oynatmaya çalışmamak. Bırakın 3- 4 gün hızma burnunuzda dursun, burnunuz beyniniz olayı bir algılasın. :)
(Tabi yazar burada kendi suçundan hiç bahsetmiyor; ben burnumu tabancayla deldirdiğim için o büyük küpeye 2. günden sonra katlanamamış çıkartmıştım.Bir taraftan da o küpenin şekli beni rahatsız etmişti açıkçası, çok yukarıda duruyordu. Hızmayı takmadığım zamanlarda burnumda kocaman bir delik olmasın istedim. Önceden beğendiğim hızmayı temizleyip biraz da acı çekerek hızmayı değiştirmiştim. Hızmayı değiştirdikten sonra farklı bir hızmaya geçmek için bir buçuk ay kadar bekledim. Sadece hızmayı arada yukarı aşağı oynatıp deliğin açıklığa alışmasını sağlamaya çalışıyordum.)


Kremi burnunuza nasıl sürmelisiniz?

Kremi nasıl kullanacağınızı eczaneden söylerler ama ben günde 2 veya 3 defa kullandım. Ellerinizi sabunla iyice yıkadıktan sonra hızmayı hafifçe çıkarın hızmayı suyla yıkayın ve hızmaya biraz krem sürün. Daha sonra bir kulak çubuğuna kremden mercimek kadar alıp burnunuzun iç kısmında yaranın olduğu kısımda çubuğu döndürerek sürün. Bir de aynı işlemi -ister parmağınızla ister kulak çubuğunun diğer tarafıyla- hızmanın olacağı yerde tekrarlayın. Ben mikrop kapmasından korktuğum için 2-3 ay sürekli pamuk kullandım.
Burnunuzun içinde ilk zamanlarda şişlik ve kızarıklık olabilir, çok normal. Yaraya hiç dokunmadan krem ve suyla iyileştirmeye çalışın.

Hızmayla uyurken nelere dikkat etmelisiniz?

Öncelikle burun çok çabuk kapanan bir bölge o yüzden hızmayı çıkartır uyurum, sabah geri takarım gibi bir şey düşünmeyin. Sabaha belki geri takarsınız ama bu işlem çok acılı olabilir, deliğin içten veya dıştan şişme olasılığı yüksek olur, ya da delik kapanmış olabilir. Bence bu riski hiç almayın.
En iyisi küçük yuvarlak yara bantlarıyla hızmanın olduğu yeri bantlamak, sabah yüzünüzü yıkadıktan sonra bandı çıkartmak.

Ömrünüz boyunca bu işlemi yapmayacaksınız tabi ki, sadece yaranız iyileşene kadar hızmayı sürekli çıkarıp takmamak adına birkaç ay yapsanız iyi olur. Yaranız iyileştikten sonra bükümlü hızmalardan takarsınız, hiç düşmez. Ben öyle yapıyorum.

Nereden hızma satın alabilirsiniz?

Altın, gümüş, imitasyon seçenekleriniz mevcut. Bana kalırsa gümüş ve altından vazgeçmeyin çünkü vücudunuz alerjik reaksiyon gösterebilir.

Ben hem gümüş, hem altın dem de imitasyon hızmaları burnum iyileştikten sonra denedim. Bende alerjik bir sorun oluşmadı ama herkesin cilt özelliği farklı. Şükür ben hepsinden hevesimi alıyorum.
Benim ilk taktığım hızma çarşıdan aldığım gümüş, ucu toplu taş hızmalardandı. Bu hızmalar küçük ve kibarlar ama yüzümü yıkarken falan sürekli çıkıyorlardı. Kaybettikçe hemen yenisini takmak adına da yanımda sürekli yedek hızma taşıyordum.

Şu an taktığım hızma beyaz altın içten bükümlü olan hızmalardan. Banyoda, uyurken veya elimi yüzüme götürdüğümde hiç düşme problemi yaşamadım.

Arada daha küçük, nokta gibi hızmalardan takmak istediğimde AliExpress’ten aldığım imitasyon taşlı hızmalardan takıyorum. Çok ucuza, fazla sayıda hızmayı AliExpress’ten temin edebilirsiniz. Yalnız siparişiniz 20 – 30 gün gibi bir sürede elinize ulaşıyor. Bunu da baştan belirteyim aceleniz varsa canınız sıkılmasın yani.

Çarşıdan aldığım hızmalar hariç online alışverişle aldığım hızmaların linkini de buraya bırakayım belki size sfaydası olur;

Gümüş hızma (Gitti Gidiyor’dan)

İmitasyon hızma (AliExpress’ ten)

Beyaz altın hızma (Sirius Pırlanta’dan)

Aklıma gelmeyen bir şey varsa lütfen bana hatırlatın. Umarım deneyimlerim ve tavsiyelerim sizlere faydalı olur. Farklı yazılarda görüşmek üzere… :)