Kaygılı Annelerin Çocuklarının Gelişimi


Merhaba… Bu akşam kendi çocukluğumu düşündüğümde sokaklarda koşup oynayan, arkadaşlarıyla hoydur hoydur bisiklet süren, hatta lise dönemlerinde bile evimize yakın yerlerde arkadaşlarıyla voleybol oynayan, gitar eşliğinde oturup şarkılar söyleyen çocuklar olduğumuzu hatırladım.

Maalesef ben o kadar yaşlanmasam da artık, nerede o eski çocukluklar, diyebiliyoruz. Çağın gerektirdiği şeyleri takip etmek, onlara adapte olabilmek yetişkinler için de çocuklar için de tabi ki gereklidir ama ben açıkçası artık çocukların hem fiziksel hem de psikolojik anlamda çocukluklarını yaşayamadıklarını düşünüyorum.

Eskiden ödevlerini bitirip sokağa koşan, sosyalleşen, evin birkaç küçük sorumluluğunu alabilen çocuklar vardı. Oyun oynayacağız diye yemek yemeyi unuturlardı. Bilgisayar başında saatlerini geçirmekten obez olmazlardı. Ama artık toplum çok değişti. Toplumu oluşturan değerler, kültürümüz Avrupa tarzına dönmeye başladı; değişti. Psikolojik rahatsızlıkları olan insanlar arttı. Arabalar fazlalaştı, dolayısıyla trafikler sıkıştı, oyun bahçeleri, parklar yok olmaya başladı. Çocukların harçlıklarının artmasıyla zararlı şeylere ulaşma riskleri arttı. Bu durum da dışarıda çocuğu evin dışındayken sürekli kaygı halinde olan anne- babaları ortaya çıkardı elbette.

Kaygının ebeveynlik için normal düzeyi hem anne- baba için hem de bebek/çocuk için gereklidir. Çocuğunuz ağladığında, üzüntülü veya hasta olduğunu hissettiğinizde kaygı düzeyiniz artacağı için bu durum bir şekilde problemi çözmenize katkı sağlar.
Ancak çocukların temel ihtiyaçlarının karşılanması dışında, toplumsal yapının ve şehirleşmenin değişmesiyle birlikte çocukların özgürce vakit geçirebilecekleri alanlar azaldığından, etraftaki insanların tekinsizliğinden, ailelerin duydukları endişe artık genel olarak normal düzeyin üzerinde diye düşünüyorum.

Kaygı Düzeyi Yüksek Olan Ailelerin Çocuklarının Gelişimi

Çocuklar üç yaşından sonra, önceki dönemlerine göre daha bilinçli sosyal ilişkiler kurmaya başlarlar. Bu dönemlerde çocuklarını kreş/ anaokulu eğitimine başlatmak isteyen annelerde kaygı düzeyi normalden yüksek ise (yani aklından sürekli çocuğunun okulda/dışarıda başına bir şeyler gelebileceği geçiyor ve kendi hayatına konsantre olamıyor düzeye geliyorsa) bunu daha küçük yaşlardan itibaren çocuğuna yansıtmaya başlar.

Dolayısıyla okula giderken, dışarıya oynamaya çıkarken, arkadaşının evine giderken, bakkala giderken vb. durumlarda çocuk, sürekli annesinin söylediklerini ve verdiği tepkileri düşünmeye başlar. Dikkat et araba çarpar, seni kaçırırlar, evde sana zarar verirler, eşyalarını çalarlar, öcüler gelir, köpekler kovalar vb. felaket tellalı gibi yönlendirmeler yapan anne, iyi niyetle konuşsa da çocuğunun bilinçaltına bu düşünceleri zamanla işlemiş olur.

Eğer çocuk etrafının farkına yeni yeni varmaya başladığı 3- 4 yaş gibi dönemlerdeyse uyku, yeme- içme, okula uyum sağlayamama problemleri gösterebilir. Uyurken yanında sürekli güvendiği birilerinin olmasını ister, bir iş yapmaya başladığında yapabileceği bir şey olsa da yardımsız yapamayacağını düşünür, evinden, annesinden ayrılıp okula gitmek istemez. Okulunu ve çevresini benimseyemeyen çocuğun psikolojik durumunun yanında akademik başarısı da uyumsuzluktan etkilenir.

Örneğin çocuk, yapabileceği herhangi küçük bir sorumlulukta bile etrafında ailesinden birilerini arar, yapamayacağını düşünmeye başlar, kendini güvende hissetmediği için aynı kötü senaryolar onun da aklında bir film şeridi gibi döner. Zamanla çocuk sosyallikten uzaklaşır, sorumluluk almak istemez. Yapabileceklerine inanmaz, akıllı olmasına rağmen başarısı düşer. Yalnız başına bir birey olmaktan korkar hale gelir.

Bazı çocuklar ailesindeki kaygının normalden fazla olduğunun farkına varır ve bu kaygı düzeyini düşürme görevini kendine iş edinir. Annem üzülmesin, babam endişelenmesin diye yalana başvurabilir, yaptıklarını söylemek istemez; kendisi kaygılıyken veya problemleri varken bunların üzerini örtecek şekilde mutlu görünmeye çalışabilir.

Aynı zamanda annesini üzdüğünü, gerdiğini düşünerek suçluluk duygusu hisseden çocuklar, zamanla bu duygularını kendilerine veya etraflarına dönük bir şekilde öfke patlamalarıyla yaşayabilir. Bu durum hem aile içerisinde hem de toplumda uyumsuzluğa, etrafça kabullenilmemişlik hissine ve düşük özgüvene yol açabilir.

Ergenlik döneminde ve sonrasında, hem arkadaşlık de hem iş seçiminde çocuğu etkileyecek olan önceki yaşanmışlıklarından kalan kaygı düzeyi onu bir birey olarak yıpratacaktır.
Dolayısıyla toplum içerisinde özgüvenli, kendine yetebilen bireyler yetiştirmek isteyen anneler söylediklerine ve çocuklarına karşı davranış şekillerine dikkat etmelidir.

Kendi kaygı düzeyinin genellikle normalin üzerinde olduğunu düşünen anneler, endişelerinin sürekli mi yoksa dönem dönem mi olduğunu, kaygılı durumlarına ne gibi çözümler bulduklarını gözden geçirmelidir. Eğer anne sürekli bir kaygı içerisindeyse gerekli kişilerle konuşarak kaygı düzeyini normal hale getirmeli, çocuğun da davranışlarını gözlemleyerek ve onu, bir pedagog veya psikolog yardımıyla, doğru davranışları sergileyerek yetiştirmelidir.

Bu akşam da benden bu kadar, sizlere kolaylıklar dilerim… Farklı yazılarda görüşmek üzere…